top of page

Kriya Yoga’nın Sırrı

  • 1 gün önce
  • 2 dakikada okunur

Deneyimin güzelliği nereden gelir, neye dayanır? Belirleyici olan duyular mıdır? Yoksa temelinde yatan ulaşmak ya da başarmak mıdır? Arzuladığımız sıfatlar onaylanınca mı bu sonuca ulaşır? Ya da belki işin gerçeğiyle sandığımız arasında birçok katman vardır? Öncelikle ifade etmek gerekir ki, insanın huzur ve mutluluk arayışı dışsal deneyime odaklıdır. O dışsal deneyime dayalı bir hikaye oluşturmak, dışsal deneyime dayalı bir hikayenin parçası olmak ister. Zihni bu perspektife, bu algılayış biçimine bağlanmış olarak; kimi zaman bir şeylere sahip olarak, kimi zaman duyusal zevk yoluyla, kimi zamansa belirli sıfatları elde ederek mutlu ve ‘tamamlanmış’ olma arzusundadır. Ancak ruhsal öğretiler, olağan dünya insanının bu algılayış ve deneyimleyiş biçimine mesafeli yaklaşarak, dışsal deneyime dayalı huzur ve mutluluk arayışının nihai olarak faydasız olduğunu ifade eder. Bu argümanın dayalı olduğu gerçek şudur: Dışsal olgulara dayalı her deneyim bir başlangıca ve bir sona tabidir. Ve eğer ki içsel huzur ve mutluluk arayışı, dışsal bir olguya dayalıysa, deneyimlenen huzur ve mutluluğun da bir sonu olacaktır. Buraya kadar her şey yerli yerinde. Öğretiler ontolojik bir gerçeğe dayanarak, kişinin gerçek varlığından yayılım gösteren, yani kişinin ‘Kendinden’ sahip olduğu huzur ve mutluluğu esas ve aslolan olarak ifade edip, bu gerçeğin arayışında olmayı öğütlerken; dışsal olgulara dayalı huzur ve mutluluk arayışını ise faydasız ve tehlikeli bir çaba olarak tanımlar. Ancak ne yolculuk bu tablonun ortaya koyduğu kadar siyah ve beyazdır, ne de insan varlığının bireysel veya kolektif analizi dışsal gerçekliğin reddedilerek yaşanması gerektiği yönünde bir sonuç ortaya koyar. Biraz daha açmak gerekirse, adanmış kişi yolculuğunun hatrı sayılır bir bölümünde dışsal olgulara eskisi gibi odaklanmaz ve dışsal deneyime dayalı huzur ve mutluluk arayışının faydasız olduğu yönünde keskin bir kanaate sahiptir. Fakat aynı zamanda, içsel bütünlüğüne de henüz ulaşmış değildir; yani sabit bir huzur ve mutluluğa sahip olmamanın yanı sıra düşük nitelikli türlü duygu ve düşüncelere de hala tabi durumdadır. İşte bu sebepten, dışsal gerçekliğin deneyimine ilişkin olarak kimi nüansları aydınlatan ve kişiye gerekli içgörüyü sağlayan bir ara gerçeklik incelemesi gerekir. Peki öğretiler bu alanı boş mu bırakır? Hayır. Peki tamamen açık mıdır? Yine hayır. Nedeni, teorik bilginin aydınlatabilme kapasitesinin bu bağlamda sınırlı olmasıdır. İşte bu noktada, insan algısı ile öğretilerin hakikatının buluştuğu o ince çizgide, sözcüklerin bütünüyle ifşa edemediği, Üstatların sözleri veya şerhleri aracılığıyla açılan, asli kavrayışı ise subjektif deneyimde saklı olan bir başka gerçeklik vardır. Bu gerçeklik bize der ki: Dünya bir nehir gibidir. Her damla olması gerektiği yerde, her damla olması gerektiği hızda, her damla olması gerektiği şiddettedir. Bu sebepten huzur ve mutluluk arayışında, dışsal olguları kontrol etme çabası faydasız, onlardan alınan zevk ise gelip geçici bir dalgadır. Ancak eğer ki kişi, deneyimlenen olgudan ve onu deneyimleme aracından, yani deneyimlenen objenin kendisinden ve onu deneyimleme aracı olan zihin ve duyulardan ayrışır, ‘Deneyimleyenin’ Kendisi olursa, dünya dediğimiz olgu biçim değiştirmeye, saklı olan bir yüzünü göstermeye başlar. Bu Kriya Yoga’nın sırrıdır. Dünyanın içsel deneyimi, dünyanın dışsal deneyiminden farklıdır. Biri Öz-benliğe, diğeri zihne ve duyulara dayalıdır. Dolayısıyla, bir film kişi onu izlediği için güzeldir; bir müzik kişi onu dinlediği için eşsizdir; bir sohbet karşılıklı mevcudiyet orada bulunduğunda unutulmaz hale gelir; ve nihayetinde dünya kişi onu ‘içselleştirdiği’ için ilahileşir. ‘Kişi’nin kim olduğu ise hem oldukça açık, hem de büyük bir gizemdir.


 
 
 

Yorumlar


© 2016 by Arda Kocas. All rights reserved

bottom of page